Fuat Ercan

Posted on: August 8, 2009

05 Ağustos 2009 – Fuat Ercan
logo

Katsayı uygulaması ve liberal düşüncenin egemenliği üzerine notlar


Ne yazık ki Türkiye’de kapitalist toplumsal ilişkilerin egemenliğini arttırdığı günlerden geçiyoruz. Toplumsal ilişkilerde gözlemlediğimiz değişimler düşünsel yapıları da hızla tahrip ediyor. Son katsayı değişikliğine ilişkin yorumlarda bu tahribatın etkilerini daha bir gözlemler/yaşar olduk. Önüne liberal ön eki alan sağdan, soldan, islami kesimden insanları içine alan Taraf Gazetesi’nin liberal yazarı (Yıldıray Oğur – 23.07.2009) köşe yazısına “Artık tornacılar da Marx okuyabilecek” başlığını uygun bulmuş. Liberal düşünce geleneğinde var olan ve iktidar-eşitsizlik ilişkilerini gözlerden silen, neden-sonuç bağlantısını koparan kolaycı yaklaşım, şimdi de yeni katsayı uygulamasının eğitimde varolan eşitsizliği ortadan kaldıracağı yönünde açıklamalarla karşılaşıyoruz. Yazarımız bu tarz açıklamalara karşı bir şeyler söylemek isteyenlere de karşıdan saldırıyor:

“Evet, devrimci, solcu, ilerici Eğitim-Sen’in genel başkanı katsayı eşitsizliğinin giderilmesi karşısında ne diyeceğini ne tarafta duracağını şaşırmış, “kıvranıyordu”.”

Liberal ön ekli tüm kesimlerin kapitalizmin eşitsiz işleyişini gizlemek için kıvranmalarını düşündüğümüzde kimin daha çok şaşırdığını söylememize gerek yok. Liberal ön eklilerin, sol-muhalif kişi/yapılara karşı ‘cesur aslan’ rolleri, düşünsel yapıların tahribatını daha da artırıyor. Eğitim ve katsayı olayında da bir tahribat ile yüzleştiğimizi söylemeden edemiyorum.

Bu kısa metinde eğitimde katsayı uygulamasının eşitlenmesinin, eğitimde gerçekleşen bütünsel değişimlerle bağlantısını ele alma olanağımız yok ama bir kaç vurgu üzerinden sorunu ele almak istiyorum.

Türkiye’de özellikle meslek liselerinin genel olarak eğitim içindeki konumunu el almadan eşitlik ilkesi üzerinden bir analiz yapmamız olası değildir. Meslek liseleri benim de içinden geçtiğim toplumsal kesimlerinin çocukları için işçisin sen işçi kal mantığı üzerinden biçimlenmiştir. Bu anlamda müfredatları tornacı, tesviyeci ya da elektrikçi yetiştirmek üzere düzenlenmiştir. Bir zamanlar uygulamaya sokulan ve benim de yüzleştiğim OSANUR eğitim projesi meslek liselerinin gerçek nedenlerini açığa çıkaracak bir uygulamaydı. Haftanın dört günü fabrikalarda ayak işlerine baktırılarak çalıştırılan öğrenciler, ucuz emek gücü olarak kullanılıyordu. Geri kalan gün/zamanlarda ise eğitimi alınan alana ait mesleki bilgileri veriliyordu. Süs olarak da edebiyet, tarih ve tabii ki de milli güvenlik dersi veriliyordu. ani M.Friedman’ın ‘asgari vatandaşlığı’ için gerekli bilgiler sunuluyor. Hiç unutmam Edebiyat öğretmenimiz Şerife hanıma (kulağı çınlasın) “üniversite sınavına giricez” dediğimizde hafif alaycı gülümseme ile “sizin neyinize, zaten kazanamazsınız” demişti. Ne yazık ki öğretmenimizin alaycı gülümsemesinde haklılık vardı.

Ama Türkiye’de kapitalizm özellikle de üretken yatırımlar artmaya başlayıp sektörel değişimler yaşandığı son yıllarda sermayenin eğitime yönelik talepleri değişmeye başladı. (Bkz; IX Kalkınma Planı ya da herhangi bir sermayenin düşünce fabrikasının raporu) Artık işçisin sen işçi kal demiyorlar ama işçisin sen işçi kalma, usta ol diyorlar. (TİSK İşveren Dergisi) Meslek liseleri artık “memleket meselesi” haline geliyor.

Bu yüzden meslek liselerine ilişkin yeni düzenlemeler talep edilmekte, sermaye ile işçi sendikaları (Türk-İş) el ele verip meslek liseleri/sertifika programları başlatıyorlar. Geçen yıllarda çıkartılan ve genellikle de gözlerden kaçan Mesleki Yeterlilik Kurum yasası bu gelişmenin en önemli göstergelerinden biriydi. Günümüzde yaşam boyu eğitim diyerek kapitalizmin hızla değişen yapısına uygun olarak emek-gücü yetiştirmenin gerekleri dile getiriliyor. Bu yüzden özel okullar (tahribat gücü yüksek liberallerimiz bunları Vakıf Okulları olarak adlandıracaklar) hızla meslek yüksek okulları açmaya başladı. Yani eğitimden talep edilen yine emek-gücü üretmek ama görece artı-değer üretiminin hızlandığı koşullarda en uygun, nitelikli emek-gücü üretilmesi oluyor. Aynı nedenlerle ilişkili olarak bazı sermayelerin bu ihtiyacı pazarlaması gerekiyor. Artık insanlar emek-güçlerine yatırım yapıyorlar, artık eğitim gerçekten de sermayenin mantığı üzerinden biçimleniyor, liberal ön ekli yazar-çizer takımı da emek-gücünün metalaşmasını meşrulaştırıyorlar. Yok bilgi toplumu, yok rekabet, yok ilerleme, yok kalkınma diye.

Peki tüm bunlar gerçekleşirken bu değişim sürecine ters düşen bu katsayı uygulaması nereden çıktı. Bir çelişki olduğunu TÜSİAD’ın katsayı uygulamasına yönelik eleştirilerinden de anlayabiliriz. Aslında sorun ve çelişki yaşama/kapitalizme içkin. Ve eşitsizler arası ilişkiyi eşitlik üzerinden analiz edenler sorunu idealize edilmiş, içeriği boşaltılmış eşitlik-adaleti, demokrasi gibi kavramlar üzerinden meşrulaştırıyorlar. Evet çelişki var, çelişki bu coğrafya da biçimlenen iktidar ilişkilerinde yatıyor. Açık bir şekilde AKP var olan iktidarını sağlamlaştırmak için son kalelerden biri olan Yüksek Öğretim alanında artık egemen olmak istiyor. Bu değişikliğin en önemli nedenlerinden biri devlet içinde iktidarını pekiştirmektir. Pekiştirme işini destek aldığı toplumsal kesimlere verdiği sözü tuttuğuna dair mesajla pekiştiriyor. Liberal ön ekli yazarlar iktidarı gizlemek için bu konuda da iktidara allı-morlu elbiseler dikiyorlar.

Yani katsayı değişikliği sermaye ile iktidar arasında gerilimli bir zemin yaratmıştır. Bu bize iktidar ile anlam dünyaları/islami değerleri yani toplumun kültürel bilinci üzerinden iktidarını sağlamlaştırmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kapitalizmin yapısal işleyişi basit mekanik indirgemeci analizler üzerinden anlaşılamaz. İktidar ve anlam dünyalarını (burada islami değerler) analiz sürecine katmadan anlayamayız. Türkiye’deki eğitim sistemini anlamak ancak bu coğrafyada varolan değerler sistemi ve bu değerler sisteminin üzerinde yükseldiği iktidar ilişkileri dolayında anlaşılabilir. Kitlelerin sahip olduğu kültürel bilinç dışını kullanarak iktidarı pekiştirmek, aynı zamanda son zamanlarda sıkça tartışılan müslüman işadamı/burjuva olgusu ile birlikte analiz edilmesi gerekiyor.

Bu uygulamanın olası sonuçlarından biri, eğitim müfredatı üniversite sınavına uygun olmayan meslek liselilerin özel kurslara yönelmeleri olacak. İkinci ve fakat en önemlisi Vakıf Üniversiteleri’nin meslek yüksek okullarına akış artacak (Yüksek okul yıllık ücretleri için bir kaç örnek Atılım’da 3000 YTL+KDV, Arel’de 6000 YTL+KDV), Başkent Üniversitesi’nde 12000 YTL+KDV).

Tüm bunlar olurken liberalimiz çarpıtmaya devam ediyor:

“Tornacı olabilirsiniz. Kaynakçılık eğitimi almış olabilirsiniz. Ama kimse sizden günün birinde felsefe eğitimi alma hakkını alamaz. Dinî okula gitmiş olabilirsiniz. Ama günün birinde siyaset bilimi okumak, Rousseau, Foucault öğrenmek isterseniz kimse yolunuzu “Kaymakam olucan di mi” diye kesemez.”(Y.Oğur-Taraf Gazetesi)

Evet bence de kesilmemesi gerekir, ama bu insanların eğitim sistemindeki eşitsizliği kaldırmanın yolu haydi “her biriniz eşitsiniz” demekten geçmiyor, hem de toplumdaki eşitsizliğin bu kadar arttığı bir dönemde. Eşitsizliğin kaynağı olan sınıfsal yapıyı deşifre etmeden, deşifre ederken ön eki liberal olan sistemin organik aydınlarıyla kavga etmeden (yüzleşmeden) ve sınıf ilişkilerine yol açan bu acımasız sistemi ortadan kaldırmadan eşitlikten bahsetmek olası değil. Ne yazık ki değil.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Sabit Sayfalar

Kategori

August 2009
M T W T F S S
« Jun    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

Son Yorumlar

konut projeleri on
fuat ercan on
on
fuat ercan on Yeniden Merhaba!
Diyar Saraçoğlu on Yeniden Merhaba!
%d bloggers like this: