Posted by: Fuat Ercan on: April 11, 2009
Kriz dönemleri aynı zamanda varolan egemen kurguların/yanılsamaların olanca çıplaklığı ile gözler önüne serildiği dönemler. İçinden bu günlerden geçtiğimiz kriz dünya ölçeğinde etkin olduğu ölçüde yanılsamalar /ideolojileri daha bir belirgin biçimde açığa çıkardı. 1960’ların sonlarında özellikle Amerika ve İngiltere gibi erken kapitalist ülkelerde başlayan ama zaman içinde bir dizi düzenekle ötelenen kriz, parasal değişkenlerle ötelendiği için kriziz etkilerini dünya ölçeğinde yaşar olduk.
Hastalığını bütün bedene yayıldığı dönmede dünyanın en etkili ülkelerinin biraraya gelerek oluşturduğu G-20 ülkeleri İngiltere’nin ev sahipliğinde Londra’da biraraya geldi. G-20’nin Londra’da gerçekleştirdiği toplantı özel analizlere konu olacak şekilde önemli. İlk elden krize karşı nasıl tavır alınacağı dünyanın patronu olan ABD’nin diğer ülke-egemenlerle (Almanya-Fransa ile Çin, Rusya, Japonya gibi) olan ilişkisi dolayında belirleneceği için özel bir öneme sahip. Diğer yandan G20’nin alacağı kararlar kapitalizmin dünya ölçeğinde nasıl bir yönelim içinde olduğu ve dahada önemlisi nasıl bir yöne çekileceğinin de ipuçlarını vermesi açısından önemli. Tüm bu özel öneme sahip değişkenleri ve değişkenler arasındaki ilişkileri bu kısa yazıda ele almasak bile toplantı süreci ve sonucunda alınan kararları bir kaç başlık altıbda değerlendirmeye tabi tutabiliriz.
İlk tesbitimiz dünya kapitalist sisteminin temel akörleri bir yandan kapitalizmin dünya ölçeğinde karşılaştığı derin bunalım karşısında bir “hısım” olma yani biraraya gelme refleksi göstererek kapitalizmin kollektif mantığının gereğini yerine getirmişlerdir, ama aynı zamanda biraraya gelen güçlerin çıkarları çeliştiği ölçüde de bir “hasımlık” hali ortaya çıkmıştır. Krizden hemen sonra kasıma yında biraraya gelen G20 zirvesinden bir sonuç alınmamıştı. Ama krizim derinleşip-yayılması “bir şey yapmöalı” nakaratının sermaye ve sermayenin ortak aklını temsil edenlerce sıkça dil egetirildiği ölçüde G20 yeniden biraraya geldi. Ama bu sefer zaten epey zamandır imarelerini gördüğümüz ABD’nin tek patron olma halinin önemli şekilde tahrip olduğunu gözlemledik.
Bu gözlemimizi doğrulayan en önemli sonuç ABD’nin başından itibaren dünya ölçeğinde gerileyen ekonomiyi canlandırıcı politikalar yani talep yönelimli politikalar üzerinde ısrarla durmasına rağmen özellikle Fransa ve Almanya bu tarz bir politik stratejiye başından itibaren soğuk bakıyordu. Yani geçen Ekim ayında Angela Merkel’in Avrupa dışı dünya için tek bir euro bile harcamayacağı ifadesi (27 Mart Financial Times) ile sorunun Avrupa içinde ele alınacağının ipuçları verilmişti. Tabi Avrupa içinde sorunun ele alınmasının anlamını Sarkozy açık bir şekilde dile getirmişti: “halk daha verimli ve daha çok çalışmalı.” Fransa ve Almanya Avrupa içinde ve emek üzerinde daha fazla denetim-kontrol kurarak bu süreçten çıkma eğilimindeydi. Müdahale ise dünya ölçeğinde dengesizliklere yol açan finansal işleyişi kontrol altına alma ile sınırlandırıldı. Almanya ve Fransa’nın talepleri G20 sonucunda alınan kararlara tansıdığı ölçüde emperyalistler arası kavganın daha bir arttığını gösteriyor evet hem hısımlar yani sistemin derinleşen ve vucudu saran hastalıktan kurtarmak istiyorlar ama hem de hasımlar kendi aralarında çıkarları üzerinden çatışmalar artıyor.
G20 sonuç metnine baktığımızda ilk iki maddede “biz 20 ülke lideri olarak dünyanın her geçen gün derinleşen bir krizle karşılaştığını ve bu krize karşı dünya ölçeğinde çözüm bulunması gerektiğini dile getiriliyor. Ama ilk elden taraflar için ne yapılması gerekir yönünde bir ortak dil yerine, nelerin yapılmaması gerektiğine ilişkin vurgular öne çıktığını görüyoruz. Bu yüzden eski şarap yeni şişede yeniden sunuldu. Yani İMF’ye ikinci bahar yaşatacak kararlar alındı. Hastalıklı hücrelere kısmi müdahaleler yapacak doktor olarak IMF’nin işaret edilmesi, ortak algı olan krizin finansal olduğu fikrini de yeniden üretti. Bu düşünce ise finansal alana yönelik denetim ve kuralların artırılması yönünde kararların alınmasına neden oldu. G20 üyelerinin kasım ayındaki toplantsının arkasından konuşan İMF’den Strauss-Kahn “çok az şey yapıldı ve zaman hızla geçiyor” demişti. Şimdi sahada top çevirme işi İMF’ye verildi. Hasımlar ve hısımlar arasında kalan IMF ikinci baharında bakalım dünya kapitalist sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak için neler yapacak. Sermaye dışı kesimler (ücretli-köylü-işsizler) için ise sahada top çeviren oyuncunun aynı oyuncu olması bir avantaj, ama bu avantajı kullanmak için de bu kesimlerin sahaya inmesi gerekiyor.
Son Yorumlar