Fuat Ercan

Kurumsallaşan Sermaye Egemenliği ve Yeni YÖK Yasa Taslağı Üzerine

Posted by: Fuat Ercan on: May 27, 2006

“Yükseköğretimde piyasanın belirleyiciliği neoliberal ekonomi ve piyasa kapitalizminin ilkeleri doğrultusunda dünya ölçeğinde artıyor”, — Dünya Bankası Raporu (Johnstone et al., 1998).

GİRİŞ

Meclis’te bekleyen Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı yükseköğretimde önemli yapısal değişiklikler içerecek bir dizi düzenlemeleri öneriyor. Yasa taslağının yazım dilini de belirleyen bu değişiklikler, eğitimi toplumsal olanla bireyin kesiştiği bütünlüklü bir çerçevede analiz etme yerine, piyasa ve dolayısıyla bireysel etkinlik ve çıkar ilişkileri dolayında tanımlamakta. Hiç kuşkusuz eğitimin temel işlevlerini piyasa ve bireysel motifler dolayında tanımlama yeni bir olgu değil, belki de daha da önemlisi son yıllarda özellikle neoliberal yönelimli sermaye merkezli yapılanma eğilimleri eğitimin fiili olarak piyasa ve bireysel çıkar ilişkileri dolayında belirlenmesine yol açmıştır. Üniversiteler ve öğretim elemanları kaynak kısıtı karşısında ayakta kalma mücadelesine girdikleri ölçüde, bir dizi mekanizma geliştirmek zorunda kalmışlardır. Eşzamanlı uygulanan bu mekanizmalar genellikle eğitim sistemini önemli ölçüde olumsuz yönde etkilemiştir. Eğitim sistemini olumsuz yönde etkileyen tüm piyasa yönelimli gelişmeler, diğer yandan sistematik bir hale getirilerek yasal bir zemine taşınmak istenmekte. Farklı zamanlarda TBMM’ye sunulan YÖK Yasa Taslakları bu yöndeki eğilimleri ifade etmekte, fakat son yasa taslağı tüm bu yasa taslaklarına içkin olan temel espriyi oldukça derli toplu bir şekilde ifade edecek şekilde hazırlandığını kabul etmemiz gerekiyor. Eğitim sistemini özellikle yükseköğretimin temel işleyişini önemli ölçüde etkileyecek değişiklikleri içeren yasa taslağının sahip olduğu içeriğin sağlıklı bir analizinin yapılması için, daha bütünlüklü bir çerçeveden soruna bakılması gerekiyor.Bütünlüklü çerçeve derken;

  • bir yandan genel olarak içinde yaşadığımız sisteme ilişkin, yani kapitalizme ilişkin özelliklerde ne gibi değişiklikler oluyor, 
  • sisteme içkin yapısal özelliklerde gözlemlenen değişim eğilimlerinin eğitim sistemi üzerindeki etkileri nelerdir ve bu etkiler farklı ülkelerde, farklı ülkelerin özellikleri dolayında nasıl biçimleniyor, 
  • ve son olarak yukarıda işaret edilen dinamiklerin Türkiye’nin kendine özgü koşullarında nasıl biçimlendiğini, özellikle bu biçimlenmenin yasal zeminini oluşturan Yüksek Öğrenimin Kanunu’na ilişkin düzenlemeleri analizi edilmesi anlamına geliyor.
    Çalışmamızda tüm bu değişkenleri detaylı analiz etmemiz hiç kuşkusuz mümkün değil. Özellikle Yasa Taslağını anlamamızı kolaylaştıracak değişkenler hakkında kısa bilgiler vermeye çalışacağız.
    Sermayenin ihtiyacına göre eğitim

    Kapitalizmin krizleri: Eğitimin sermayenin yapısal belirlemeleri dolayında yeniden biçimlenmesi

    Kapitalizmi kendini önceleyen sistemlerden farklı kılan temel özelliği, sistemi tanımlayan temel mekanizmanın oldukça dinamik olmasıdır. Bu dinamik mekanizma bir yandan sistemin çok daha güçlü olmasına yol açarken, diğer yandan aynı güçlülük sistemi güçsüz kılan dinamiklerin varlığına neden oluyor. Fakat süreç içinde birbiri üzerinde etkili olan bu çifte dinamik, günlük yaşam pratiklerinin çok daha fazla sistemi tanımlayan temel mekanizma içine çekmekte. Günlük yaşamın kapitalizmin temel mekanizmaları dolayında biçimlenmesi, değişim değerinin egemenliğinin artması ve dolayısıyla metalaşma-ticarileşme ve yabancılaşmanın yoğunlaşması anlamına geliyor. Kapitalizm başarılı olduğu dönemlerde, yani sermaye birikim sürecinin belirli bir düzeyde artışının sağlandığı dönemlerde, bu değişkenler yoğunluk kazanmakla birlikte, aynı süreç sistemin birçok açıdan çıkmaza girmesine neden olmakta, sistemi çıkmaza sokan bizzat metalaşma ve ticarileşme süreci iken, krizden çıkmak için aktörler bu mekanizmalara daha bir yoğun başvurmakta. Sonuçta sermaye birikim süreci metalaşma ve ticarileşme olgularını eş zamanlı olarak hem daha farklı mekanlara taşımakta (kapitalizmin dünya ölçeğinde belirleyici olması-sermayenin genişlemesi), hem de yaşamın farklı alanların da (ki özellikle son yıllarda eğitm ve sağlık, toplu taşıma gibi alanları-sermayenin yoğunlaşması ya da derinleşmesi) daha bir belirleyici olmakta.

    Kapitalizme içkin olan bu oldukça genel eğilimler, tarihsel gelişmeler dolayında özel biçimler almakta, bir dizi değişkenin daha da önem kazanmasına yol açmakta. Eğitim sistemi ve ilişkilerinde gözlemlenen genel eğilimlerin anlaşılması için 1970’lerden itibaren kapitalizmin içine girdiği yeni süreç ve açılımların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.
    Burada çok fazla detaya giremeyeceğimiz 1970’ler sonrası kapitalizmine ilişkin temel özellik, kapitalizmin 1940’lı yıllarda başlayan ve altın yıllar olarak kabul edilen yılların sona ermesidir. Özellikle erken kapitalist ülkelerde gözlemlenen kriz yönelimli dinamikler, bireysel sermayelerin bir dizi ayakta kalma stratejileri geliştirmesine yol açmış, bu stratejiler sonuçta sermayelerarası rekabetin yoğunlaşarak artmasına neden olmuştur. Aşırı sermaye birikim sürecinde açığa çıkan krizin temel belirleyeni aşırı biriken sermayenin değer yitirmesidir, buna karşılık geliştirilen temel savunma mekanizması sermayenin hareket alanını genişletecek uygulamalara olanak sağlamaktır. Tüm bu uygulamalar içinde eğitim sistemi üzerinde etkileri yoğun olan en önemli değişkenler, rekabet süreci içinde bilgi ve iletişimin öneminin muazzam ölçüde artmasıdır. Özellikle nitelikli girdi olarak bilginin rekabet süreci içindeki bireysel sermayeler için öneminin artması aynı zamanda işgücü piyasasında nitelikli bilgi donanımına sahip olmayı da öne çıkarmıştır. Her iki değişimin uğrak noktası, sistematik bilgi üreten okullar /üniversiteler olmuştur. Okullar bu anlamda bir yandan işgücü piyasasında nitelikli yerler edinmek isteyen öğrenciler için belirleyici bir önem kazanırken, sermaye için ise iki anlamda önem kazanmıştır:

    - İlk olarak değer yitiren sermayeler için yeni yatırım alanı olması, yani sermayenin bu alana yatırım yapması (eğitimin ticarileşmesi), – İkinci olarak aşırı rekabet koşulları içinde araştırma-geliştirme faaliyetlerinin yaptırılacağı yerler olarak okullar (proje yönelimli ya da girişimci üniversite modeli) önem kazanmıştır. Kapitalizmin ya da sermayenin yapısal dinamiklerinin açığa çıkardığı bu sonuçlar hiç kuşkusuz farklı ülke ve mekanlarda farklı tarzlarda açığa çıkmaya başlamıştır. Eğitim sisteminin kapitalizmin temel dinamikleri dolayında biçimlenmesi yine kapitalizme özgü rekabet mekanizmasını okullar / ülkeler arasında yoğunluk kazanmasına neden olmuştur.

    Genel olarak eğitim sistemi özel olarak da üniversitelerin son yıllardaki dönüşümünün temelinde yatan yukarıdaki mekanizmalar, eğitime ilişkin temel referansların önemli ölçüde farklılaşmasına neden olmuştur. Toplumsal ve etik bir dizi özellik dolayında biçimlenen eğitim sistemi, eğitimin genel olarak tasarlanmasından içeriğine, oldukça önemli değişim eğilimleri geçirmeye başlamıştır. Bu değişim eğilimlerinin Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelerde açığa çıkış tarzı ve sonuçları çok daha önemli ve vahim sonuçlar yaratmıştır/ yaratacaktır. Tüm bu sonuçları işaret eden Les Levidow son gelişmeleri akademik kapitalizm olarak tanımlamıştır. Akademik kapitalizm nitelemesinde ilginç olan özellik ise üniversite çalışanları ya da kadroları genellikle kamu çalışanı olmalarına rağmen, üniversite ve çalışanları dışsal kaynaklar ya da piyasa olanaklarına ulaşmak üzere artan ölçüde rekabet ilişkilerine girmekte/çekilmekteler. T. Veblen’in erken dönem eğilimlerden hareketle işaret ettiği gibi “Farklı üniversiteler ticari eğitim trafiğinde birbirlerinin rakibi” konumuna düşmekteler. Piyasanın rekabetçi mantığı içine çekilen üniversiteler için eğitim, artık toplumsal amaç ve adalet ve eşitlik gibi kavramlarla tanımlanmayıp piyasadan referans alınan ve gündemimizde olan Yasa Taslağında da sıkça işaret edilen “rekabet edilebilirlik”, “etkinlik”, “kendi kaynaklarını yaratma” maliyet “nedeni olarak öğrencilik gibi” ifadeler içinde tanımlanmakta. Üniversiteler sundukları eğitim hizmeti dolayında tanımlanma yerine, piyasaya ürettiği proje ile önem verilen ve öne çıkarılan temel olmakta. Bu anlamda üniversiteler kendi içinde uzmanlaşmaya ve dolayısıyla işbölümü içinde farklılaşmaya başlamışlardır. Buna göre bazı üniversiteler öğrencilere eğitim pazarlamayı temel almakta ve öğrencileri de bu anlamda müşteri olarak görürken, bazı üniversiteler ise tam anlamıyla piyasanın istekleri dolayında proje üreten ve bu anlamda nitelikli bilgi pazarlanması konusunda uzmanlaşma eğilimi içine girmişlerdir. Böylece öğrenci -öğretmen ilişkisi önemli ölçüde değişirken, aynı zamanda öğrenciler, özellikle proje yönelimli girişimci üniversitelerde işgüçlerinden yararlanılan işçiler olarak sürece eklemlenmekte. Diğer yandan özellikle son yıllarda bilgisayar da gözlemlenen değişim eğilimleri uzaktan eğitim, internet ortamında eğitimin hızla gündeme alınmasına neden olduğu ölçüde birçok sermaye kesiminin ilgisini çekmekte. Özellikle Avrupa Topluluğu içinde etkinliği çalışmalarını sürdüren İşverenler Masası/birimi bireysel esnekleştirilmiş eğitim modeli kavramlaştırması dolayında uzaktan eğitimin gerekliliği yine rekabet ve etkinlik adına savunurken, eğitim konusunun değişen içerik ve çehresi ile bu değişimin sermaye dünyası ile olan ilişkilerini daha bir gözler önüne sermekte.

    Temel değişim eğilimlerinin eğitim sistemi açısından sonuçları

    Kapitalizmin dünya ölçeğinde yeniden yapılanma sürecinde eğitimin genel olarak etkilendiğini söylemek önemli bir vurgu olmakla birlikte; bu etkilenmenin ülke pratiklerine göre farklılaştığını ya da bazı uygulamalar aynı olsa bile ülke pratiklerinde farklılaştığı, çok daha önemlisi ülkelerin eğitime ilişkin uygulamalarının farklı zamanlarda gerçekleştiğinin işaret edilmesi sürecin anlaşılması ve sürece müdahale olanaklarının zenginleşmesini sağlaması açısından özel önem taşımakta. Bu aşamada bir kaç örnek vermek anlamlı olacaktır.

    Merill Lynch&Co Eğitime İlişkin Yıllık Raporu’nda “1970’li yıllarından itibaren eğitim endüstrisinin özel sektör için en fazla piyasa olanakları sunan sektör olduğu belirtilirken,” Massachusetts Eğitim Birliği’nin raporunda ise ABD’de eğitimin “737 milyar dolarlık bir piyasası olduğunu ve bu piyasanın mülti-milyarderler için yeni ve çok kârlı olanaklar sunduğu” ifade edilmekte. Buna benzer örnekler çoğaltılabilir ama genel bir kabul olarak eğitimin ticarileşmesi diğer bir deyişle sermayenin etkinlik alanına çekilmesinin artık dünya ölçeğinde başlayan bir süreç olduğunu belirtmek bu aşamada önemli olacaktır. Diğer yandan bu öneme atfen farklı ülkelerde eğitimin ticarileşmesini sağlayacak mekanizmaların da yoğun olarak devreye girdiğini işaret etmemiz gerekiyor.

    2001 yılında George W. Bush No Child Left Behind adlı eğitime ilişkin reform paketini “zengin ile yoksul kesim çocukları arasındaki eşitsizliği kapatmak, ve okullara daha fazla finansal kaynak sağlama amacına yönelik değişiklikler” olduğunu açıklarken, Tony Blair 1999 yılında yaptığı bir konuşmasında “Yapmak istediğim önemli işlerden biri, eğitimde gelişmeyi sağlayacak şekilde özel sektörün bu alana girmesini sağlamak olacaktır” dedi. Bir başka konuşmasında ise ısrarlı bir şekilde “Eğitim, Eğitim, Eğitim, bizim temel önceliğimiz bu alan olacaktır” yönünde bir açıklamada bulunuyor. Bu eğilimi tamamlayan değişim eğilimleri ilk elden Eğitim Eylemlilik Alanları (Education Action Zones) oluşturma için sermayenin hareket alanını genişletecek düzenekler gerçekleştiriliyor. Bu konuda Özel Finans Eylemliliği adı altında başlatılan program daha bir genişletilirken, son Yeşil Rapor’da 2001 yılı ve devamında özel kesimin eğitim konusunda etkinliğini arttıracak yeni destek programları geliştiriliyor.

    Yasa ve işaret ettikleri

    Avrupa Topluluğu kapsamında sıkça gündeme getirilen bilgi toplumu kavramlaştırması ve uluslararası rekabette etkinlik, çok daha önemlisi işgücü piyasasına uygun donanımlı emek istihdamı beraberinde eğitim sistemi için yeni vurguların yapılmasına neden olmuştur. Bu konuda daha önce işaret etmiş olduğumuz ve Avrupa Topluluğu’nda etkin bir konumu olan Avrupa İşadamları Masası’nın (AIM) etkinlikleri özel bir önem kazanmakta. AIM’e göre eğitim ve meslekiçi eğitim, endüstrinin başarısı ve geleceği için oldukça önemli bir yatırım olarak tanımlanmakta. Küreselleşme ve bilgisayarın sağladığı olanakları işaret eden bu gruba göre eğitimin esnek yapısı ile işgücü piyasasının talepleri kolayca birleşebilir. Bu anlamda yerel işverenler ile okullar arasında yapılacak bir işbirliği Avrupa Topluluğu’nun küresel bir ekonomide yerel olanakları harekete geçireceği gibi, bu işbirliğine aracılık edecek bilgisayar altyapısının gelişimi bu sektörün ivme kazanmasına olanak sağlayacaktır. Özellikle uzaktan eğitimin önemi üzerinde duran bu anlayış genel olarak kurumsal bir yapı olarak okulların işlevlerini önemli ölçüde etkilemekle birlikte, özellikle öğretim elemanlarının konumunun ve sahip oldukları donanımın olumsuz yönde etkilenmesine yol açacaktır.
    Tüm bu gelişmelerin yanı sıra eğitimde değişimin önemli ipuçlarından biri IMF ve Dünya Bankası’nın azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerle girdikleri ilişkide ileri sürdükleri şartlar içinde eğitimin ticarileşmesi özel bir yer tutmakta. Özellikle yükseköğretimin bireysel getirisinin sosyal getirisinden fazla olduğu yönündeki vurguyu izleyen öneri, kamu harcamalarında yükseköğrenime ayrılan kaynakların aşağıya çekilmesi yönünde olmuştur. Piyasanın yaşamın tüm alanları için en uygun çözümleri, en etkin çözümleri bulacağı yönündeki inanç beraberinde yüksek eğitim için de ısrarla dile getirilmiştir. Özellikle soruna kamusal olarak eğitim hizmetinin yeterli miktarda sunulamaması yönünde bakılması ve beraberinde bireylerin tercih özgürlüğü yönünde yapılan vurgular eğitimde ticarileşmenin önünü açmıştır. Özellikle akademik özgürlüğü üniversitelerin piyasa koşullarında kendi olanak ya da kaynaklarını yaratması olarak tanımlanması ve kamusal kaynakların hızla kısıtlanması ister istemez üniversiteleri piyasa koşullarına uyum yapmaya zorlamıştır. Yapısal Uyum Programları ve Uyum Kredileri için önemli değişkenlerden biri olan yükseköğretimin ticarileşmesi yönündeki vurgu Latin Amerika özellikle de Afrika ülkeleri için önemli değişkenlerden biri olmuştur. Eğitimin ticarileşmesi bu anlamda gelişmekte olan ülkeler için bir yandan IMF ve Dünya Bankası’nın belirlemeleri dolayında belirlenirken, diğer yandan bu belirlemeler bu ülkelerin kendi içindeki sermaye kesimi için özel bir dizi mekanizmanın da varlığına neden olmuştur.

    Tüm bu ticarileşme eğilimleri için eğitim tarihçisi David Labaree’nin ifade ettiği gibi kamu okullarının müdahalelere maruz kalmasının temel nedeni “etkin olmamaları değil, kamusal olmalarıdır.”
    Yol Ayrımındaki Türkiye: Yeni YÖK Tasarısı

    Son zamanlarda bir dizi yasa taslağını onaylayan meclis “Yüksek Öğretime Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” hakkında nasıl karar alacağını bilmiyoruz, ama baştan şunu ifade etmek gerekiyor; son çıkan yasalarla birlikte düşünüldüğünde Türkiye önemli bir değişim, ama şimdiye kadar olan değişimlerden farklı olarak yasal düzenekleri ile biçimlenen bir değişim sürecine girmiş bulunmakta. Son yasaları teker teker ele alıp analiz ettiğimizde, her bir yasanın diğer yasa/yasalarla bir dizi ilişkisi olduğunu görüyoruz. Yüksek Öğretim Kanun Tasarısı bu anlamda diğer yasalarla birlikte ele alındığında, TBMM tarafından bazı değişiklikler olsa bile genel kabul göreceğini şimdiden ifade etmek yanlış olmayacaktır. Verili ilişkilerin genel çerçevesini belirleyen yasal/hukuksal düzenlemeler, Türkiye açısından ulaşılan bir aşamayı işaret ettiğini düşünüyoruz. Özellikle dünya ekonomisi ile bütünleşmenin açığa çıkardığı bütünlüklü kriz eğilimleri, aynı zamanda sürece egemen olan güç ilişkilerinin daha bir rahat hareket etmesine olanak sağlamıştır. Diğer bir deyişle ülke içinde egemen olan güç ilişkilerinin de içine girdiği bunalım koşulları, uluslararası sermayeler ve kurumların da destek ve müdahalesiyle yasal çerçevesi belirlenen yeni bir düzenlemenin olabilirliği doğrultusunda yasal düzenekler oluşturulmaya başlamıştır. Özellikle sermayenin, sermaye içinde de belirli işlevleri üstlenen egemen grup/sınıfların tercih ve stratejileri dolayında biçimlenen süreci, sermayenin gerçek anlamda toplumsal ilişkilerde egemenliğini inşa ettiği bir süreç olarak tanımlayabiliriz. Böyle bir süreç için eğitim sistemi özellikle yükseköğrenim bir yandan metalaşma ve ticarileşmenin alanı olurken, diğer yandan ideolojik/meşrulaştırma sürecinin temel değişkeni olma işlevini üstlenmekte. Bu anlamda sürece bütünlüklü bakıldığında, bu Yasa Taslağı’nın bir yandan yeni çıkan/çıkartılmak istenen diğer yasalarla bağlantısı ve diğer yandan kendi içinde ne anlama geldiğinin deşifre edilmesi gerekiyor. Bir bütün olarak ulusal ve uluslararası sermayenin hareket alanını genişletme amacına yönelik ve devletin açık bir biçimde sermayenin devleti olacak şekilde yeniden kurgulandığı bu aşamada Tasarı’ının özenle analiz edilmesi gerekiyor.
    Yasa ve işaret ettikleri üzerine

    Yeni Yasa Taslağı’nı tanımlayan en önemli özellik, kriz döneminde hazırlanmasıdır. Daha önce birkaç kez Meclis’e sunulan Taslaklardan temel ayrıldığı nokta, bu yeni Taslak diğer yasalara içkin olan finansal yapıya ilişkin maddeleri oldukça açık bir şekilde işaret etmesidir. Finansal yapıya ilişkin en önemli değişiklik üniversitelerde daha önce yer alan döner sermaye hesabı (2547 sayılı Yasanın 58. maddesi, yeni yasa taslağının madde 4’üne göre) işletme hesabı olarak değiştirilmiştir. Aslında bu tek maddelik değişiklik ve bu değişikliği konu edinen 4. madde üniversitelerin ve Yüksek Teknoloji Enstitülerinin gerek idari gerekse mali yapısının bütünlüklü değişmesi/dönüşümü anlamına geliyor. Dönüşüm, üniversitelerin eğitim hizmeti ya da sahip oldukları diğer nitelikli bilgilerin üretiminin bir meta olarak algılanması anlamına geliyor. Bir ürünün pazarlaması mantığıyla hazırlanan yasa, bu mantığın açığa çıkış tarzını genel olarak şu şekilde özetleyebiliriz:

    a) Ürünü/metayı tanımlama (eğitim ve diğer nitelikli bilgiler),
    b) Ürünü pazarlayacak kesimleri/müşterileri tanımlama (önlisans-lisans-yüksek lisans-tezsiz lisans ve piyasaya proje üretme ve sahip olunan sabit ve diğer olanakları piyasa koşullarında kullanma -Yeni Taslak’ta 2.3.5 maddeleri).
    c) Ürünün fiyatını belirleme (katkı payı adı altında alınan harçlar TBMM’den alınarak YÖK’e ve YÖK’ün belirlediği oranın belirli miktarı olarak üniversitelere bırakılmıştır. 2547 sayılı Yasanın 58. maddesi, yeni yasa taslağının madde 2’de yeniden düzenlenmiştir).
    d) Eğitimde etkinlik kriteri olarak rekabet edilebilirlik, maliyeteleri azaltma ve kârlılık koşullarını gözetleme (Yeni, Taslak’ta Madde 5).
    e) Piyasada etkinlik ve rekabet edilebilirlik için ürün çeşitlemesine gidilmiştir. (tezsiz yüksek lisans, yaz okulları, sertifika programları, uzaktan eğitim ve proje alınması)
    f) Üniversite bileşenlerini motive etmek ve piyasa sürecinde etkinliklerini artırmak için elden edilen kaynaklardan yararlanma olanaklarının sağlanması. (Yeni Yasa Taslağında madde 5.)
    Yukarıda ifade edilen dönüşümlerin Yüksek Öğretim üzerindeki ettkilerinin olası ifadelerini kısaca açıklamak anlamlı olacaktır.

  • Yükseköğretim özünde toplumsal olan ile özel olanın kesiştiği bir gerçekliktir, yeni düzenlenmeler eğitimi piyasa sürecinin etkilerine açtıkları ölçüde, eğitim bireylerin ekonomik donanımları dolayında tanımlanan bir gerçeklik olacaktır. Bu eğitim hakkının ortadan kalkmasına yol açtığı ölçüde, toplumsal adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesi anlamına gelecektir. Özellikle ekonomik donanım dolayında tanımlanan eğitim, ekonomik donanımı olmayan kesimlerin özellikle neoliberal ekonomi politikalardan etkilenen kesimlerin bu süreçten daha kötü etkilenerek eğitim hakları ellerinden alınmış olacaktır. Diğer yandan özellikle eğitimin artan ölçüde parasallaşması, ailelerin ekonomik durumu iyi olan ama 17-18 yaşındaki gençlerin ailelerine bağımlı olmalarına yol açacaktır. Bu anlamda işletme hesabı eğitimin bir hak ya da kamusal hizmet olma durumunu değiştiriyor. Neoliberalizmin kullanan öder ilkesinin dile geliş tarzı olan bu düzenleme eğitimden yararlananların bu hizmete karşı bir katkı payı ödemeleri gerektiği belirtilmiştir. (2547 sayılı yasanın 46. maddesi, yeni yasa taslağının madde 4’üne göre). Diğer yandan öğrenci katkı payını ödemeyen ya da ödeme sırasında bazı sorunları açığa çıkan öğrencilerin kayıtlarının silinmesi yönündeki vurgu ya da öğrencilerin katkı payı kredisi borçlarını tam anlamıyla piyasa koşullarınca ödemesi yönündeki vurgular, piyasanın belirleyici olması yönündeki genel eğilimin yanı sıra, eğitim hakkının ortadan kaldırılmasını işaret ettiğinin belirtilmesi gerekiyor.
  • İşletme hesabı dolayında öğrencilerin “katkı payı” ödemeleri veya ödemeyenlerin kredi borcu almalarına bağlı olarak işletme hesabında bir vergi numaraları almaları, artık eğitim etiği dolayında tanımlanan öğrencinin bir muhasebe kalemine dönüşmesi Yasa Taslağı’nın eleştirilmesi gereken en önemli unsurlarından birini oluşturmakta.
  • Her bir üniversitenin kendi öğrencilerinin katkı payını belirlemesi, üniversiteler arası rekabet ve rekabete bağlı olarak üniversitelerin elit ya da depo üniversitesi olmalarına yol açacak, bu hiyerarşik konumlanma ise verili konumların gerek üniversite gerekse üniversite bileşenleri açısından dengesizlikler ve belirsizliklerin artmasına neden olacaktır.
  • Taslak sadece üniversiteler arasında rekabeti ve dolayısıyla belirsizliğin artmasına neden olmayacak, diğer yandan aynı üniversite içinde hem öğretim elemanları arasında hem de öğretim elemanları ile idari personel arasındaki eşitsizliklerin artmasına neden olacaktır. Eşitsizliği artıracak düzenleme içinde piyasa ile kurulan ilişki ve proje geliştirme yönündeki vurgular yine piyasanın artan belirleyiciliğini göstermesi açısından özel bir önem taşımakta.
  • Diğer yandan öğrencilerin üniversitelerde part-time çalışmalarına ilişkin düzenleme sadece öğrencilerin asli işlevleri olan öğrenciliğin etkin bir şekilde yerine getirilmesi yerine onların emeklerin kullanılmasına neden olmayacak, üniversite içinde idari personelin azaltılması ve taşeronlaşma eğilimlerinin artması anlamına gelecektir. Yemekhaneden, kütüphaneye, temizlikten basım işlerine kadar birçok alandaki idari personelin maliyetleri azaltma adına azaltılmasına yol açacağı gibi özellikle projelerde çalıştırılacak öğrenci, ya da asistanların bir başka anlamda nitelikli emek sömürüsü ve bütünlüklü projenin getirisinden yararlanmamama gibi sonuçlara yol açacaktır.
  • Diğer yandan kamu üniversitelerinde eğitim hizmetinin maliyetinin öğrenciler için artırılması aynı zamanda kamu okullarını tercih eden öğrencilerin sayısını azaltma ve dolayısıyla özel sermayeye ait üniversitelere yönelmelerine yol açacaktır.
  • Üniversitelerin akademik özgürlükleri finansal açıdan doğrudan öğrenci katkı payları ile üniversitenin piyasadaki etkinliğine bağlanması yönündeki eğilim, finansal kısıt dolayısıyla piyasaya eklemlenme sürecini hızlandıracağı gibi paralı profesörlük vari ugulamalar sermayenin üniversite içi etkinliğini ve bilimsel özerkliği önemli ölçüde olumsuz yönde etkileyecektir.Sonuç olarak yeni yasa taslağı sermayenin toplumsal ölçekteki artan belirleyiciliğinin yükseköğretimde açığa çıkışını ifade etmektedir. Eğitim gibi toplumsal olanla bireysel olanın kesiştiği alanda biçimlenen bu olgunun piyasa koşuları içinde kısa erimli amaçlara bağlanması, bizim gibi eğitimin özellikle yükseköğretimin yeteri kadar gelişemediği toplumlarda bu tür uygulamaların uzun erimli etkileri oldukça olumsuz olacaktır.

    (Evrensel, 20&21 Mart 2002) 

  • Leave a Reply

    Sabit Sayfalar

    Kategori

     

    May 2006
    M T W T F S S
    « Mar   Jul »
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031