Blog hakkında

May 28, 2006

Dün gece Tansel’den (İktisatçı Gözüyle) yazıları bir anda çok fazla yüklediğime dair haklı bir e-posta aldım. Bu blogun -şimdilik- öncelikli görevi 6 Haziran’daki Kalkınma Ekonomisi finali ve daha sonra bütünleme için kaynak oluşturması sonrasında ise gerektiği şekilde ve sürelerle güncellenecektir. İlginiz ve anlayışınız için teşekkürler. Herkese sınavlarında başarılar. Gökberk CAN

Merhabalar,

Gökberk dün girdiği son sınav itibariyle lisans eğitimini tamamladı; kendisini tekrar tebrik ediyorum.

Mezun olmanın getirdiği ayrılıkla bu blogu bana devretmiş bulunuyor. İşin en önemli ve en zahmetli kısmını Gökberk zaten blogu açıp bu konuma getirerek fazlasıyla yerine getirmiş. Ben de kalınan yerden, bu emeğinin değerini layığıyla devam ettirmeye çalışacağım.

En yakın zamanda güncelleştirmelerle dönmek dileğiyle.

Besim Sadıkay

“Yükseköğretimde piyasanın belirleyiciliği neoliberal ekonomi ve piyasa kapitalizminin ilkeleri doğrultusunda dünya ölçeğinde artıyor”, — Dünya Bankası Raporu (Johnstone et al., 1998).

GİRİŞ

Meclis’te bekleyen Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı yükseköğretimde önemli yapısal değişiklikler içerecek bir dizi düzenlemeleri öneriyor. Yasa taslağının yazım dilini de belirleyen bu değişiklikler, eğitimi toplumsal olanla bireyin kesiştiği bütünlüklü bir çerçevede analiz etme yerine, piyasa ve dolayısıyla bireysel etkinlik ve çıkar ilişkileri dolayında tanımlamakta. Hiç kuşkusuz eğitimin temel işlevlerini piyasa ve bireysel motifler dolayında tanımlama yeni bir olgu değil, belki de daha da önemlisi son yıllarda özellikle neoliberal yönelimli sermaye merkezli yapılanma eğilimleri eğitimin fiili olarak piyasa ve bireysel çıkar ilişkileri dolayında belirlenmesine yol açmıştır. Üniversiteler ve öğretim elemanları kaynak kısıtı karşısında ayakta kalma mücadelesine girdikleri ölçüde, bir dizi mekanizma geliştirmek zorunda kalmışlardır. Eşzamanlı uygulanan bu mekanizmalar genellikle eğitim sistemini önemli ölçüde olumsuz yönde etkilemiştir. Eğitim sistemini olumsuz yönde etkileyen tüm piyasa yönelimli gelişmeler, diğer yandan sistematik bir hale getirilerek yasal bir zemine taşınmak istenmekte. Farklı zamanlarda TBMM’ye sunulan YÖK Yasa Taslakları bu yöndeki eğilimleri ifade etmekte, fakat son yasa taslağı tüm bu yasa taslaklarına içkin olan temel espriyi oldukça derli toplu bir şekilde ifade edecek şekilde hazırlandığını kabul etmemiz gerekiyor. Eğitim sistemini özellikle yükseköğretimin temel işleyişini önemli ölçüde etkileyecek değişiklikleri içeren yasa taslağının sahip olduğu içeriğin sağlıklı bir analizinin yapılması için, daha bütünlüklü bir çerçeveden soruna bakılması gerekiyor. Read the rest of this entry »

Bir derviş edası ile karşılanan Kemal Derviş’in uygulamaları ile daha bir yüzleştiğimizde ve ‘Derviş’i daha bir tarihsel gerçeklik olarak tanıdığımızda etkilenmemiz ve hayıflanmamız daha bir artıyor. Bu hayıflanma hallerinden biri (belki de bilgisizliğimizin ürünü, ama olsun) bizim 24 Ocak kararlarının mimari olarak gördüğümüz Turgut Özal’ın gerçek mimar olmadığı ve 24 Ocak kararlarına benzer bir çerçevenin Derviş ve arkadaşları tarafından hazırlandığını öğreniyoruz!

Ekonominin hegemonyası

Evet, bu bizim bilgisizliğimizin ürünü, hakkını yeteri kadar verememişiz. Ama son zamanlarda dile getirilen/getirdiği siyasetin ekonomiden elini çekmesi yönündeki vurgunun üzerinde biraz daha detaylı düşünmemiz gerekiyor. Düşünürken bir anda üstat Marx’ın Kapital’de ifade ettiği formal boyunduruk altına alma ile gerçek boyunduruk altın alma yönündeki ifadelerine takılıyorum. Kapitalizmin tarihsel açığa çıkış biçimi ya da kendini ifade ediş tarzı piyasanın verili tüm sosyal ilişkiler üzerindeki egemenliğini kurmasıdır. Bunun açık anlamı, sermayenin sahip olduğu tüm donanımı, ki bu donanım kendisini daha çok ifade ettiği alan olan piyasanın, yani, burjuva bilim dünyasındaki ifade ettiği biçimi ile piyasanın yani ekonominin, yaşamın diğer tüm alanlarında hegemonik bir dile dönüşmesidir. Read the rest of this entry »

Türkiye’de piyasaları tanımlayan en önemli özellik, uluslararası piyasalarla karşılaştırıldığında özellikle para ve sermaye piyasasının sığlığı olurken, bu sığlık, az sayıda sermaye grubunun belirlemesi altındadır. Aslında bu gruplar, hem para-sermaye piyasasını hem de emek ve meta piyasalarını önemli ölçüde etkilemektedir. Belki de sığlığından olsa gerek, piyasalar üzerinde denetimi çok daha fazla. Pazarın sopasını sallayan gerçek aktörler aslında çok belirgin. Özellikle, 2000 yılından itibaren yoğunlaşarak artan kriz, sopa sahiplerini daha bir belirgin kıldı. İş Güvencesi Yasası bile, pazarın sopasını sallaması ile “sermayenin güvencesi” olarak çıktı. Ama bu güç sahiplerinin bir açmazı var, yirmi yıldır dünya kapitalist ekonomileri ile bütünleşme zorunluluğu ve isteği ile boğuşup duruyorlar. Read the rest of this entry »

Son birkaç yılda, her şey piyasa için ve piyasaya göre ayarlanıyor. Seçim öncesi “Piyasaların nasıl bir hükümet istediği” tartışılıyor, yeni yasalar çıkartıldığında “Piyasanın beklentilerine uygun” olma koşulu aranıyor. Gelir dağılımını düzeltmek için yapılan insanlık dışı ücret artışları bile yetkili ağızlardan, piyasanın “popülist ücret politikalarından zarar göreceği” şeklinde dile getiriliyor. Son olarak savaş için ABD ile yapılan görüşmelerde “tezkere”nin çıkmaması ya da Türkiye’nin ABD’den yana taraf olmamasının “piyasalar” için iyi olmayacağı belirtilecek.

Anlaşılacağı gibi, etrafa korku salan bir hayalet ile karşı karşıyayız. Hayaleti ya da piyasaların kızgınlık ve memnuniyetini, faizlerdeki artış/azalış, borsadaki artış/azalış ya da döviz kurundaki değişmelerden hareketle anlıyoruz. Piyasa, bu kızgınlık ve memnuniyetini neredeyse günün her saatinde bize iletmekte. O kadar da hassas ki, her an tavır değişikliği gösterebilir. Sabah iyi huylu olup ta, akşama doğru sinirleri tepesine çıkabilir. Bu anlamda “piyasa denilen bu hayalet” yaşamımızın her alanına girmiş durumda. Read the rest of this entry »

Kriz koşulları ekonomik ve politik bir dizi açmazın varlığına yol açmakla birlikte, krizin en önemli etkisi, insanların içinde yaşadıkları gerçeği anlamaları ve açıklamalarını önemli ölçüde etkilemesidir. Diğer bir değişle kriz süreci, aynı zamanda gerçekliğin bilinç düzeyinde inşasını tahrip etme sürecidir. Kapitalizme içkin olan yabancılaşma süreci, kriz dönemlerinde tepkilerin anlık reaksiyonlar biçiminde açığa çıkmasına bağlı olarak daha bir yoğunlaşır. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan kriz ve krizin sonuçlarına karşı geliştirilen açıklama biçimlerinde bir dizi tepkisel ve tepkisel olduğu ölçüde yaşanan gerçekliği anlamayı önleyen açıklama biçimleriyle karşılaşıyoruz. Bu açıklama tarzları içinde birbiriyle ilişkili olan iki alanın oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Bunlardan ilki; IMF’nin Türkiye’de yaşanan sürece ilişkin etkilerinin analizi; ikincisi ise devletin toplumsal ilişkilerde üstlendiği işlev, daha somut biçimde son günlerde açığa çıkış tarzı olarak harcama ve gelirlerin hesabı olarak bütçenin oluşumudur. Read the rest of this entry »

Kemal Derviş kamusal alanda istihdam edilen bir kesimin, özellikle verimli olmayan kesimin işlerine son verilmesi gerektiğini işaret etmekte. Gelişmelere bakıldığında bu utanç verici açıklamanın ve dolayısıyla hazırlanan bütçenin uluslararası finans kurumlarına, özellikle IMF ve Dünya Bankası'na daha şirin görünmenin bir sonucu oldugunu da söyleyebiliriz. Türkiye'de az sayıda sermaye grubunun 1980'lerden itibaren artık geldikleri noktada uluslararasılaşmanın zorunluluğunu duymaları aynı zamanda Türkiye'deki makro dinamiklerin önemli ölçüde değişmesine neden olmuştur. Bu aşamada bütçeler verili güç ilişkileri içinde dönüşmek ve farklılaşmak zorunda kalan az sayıda ulusal sermaye ile, bu sermayenin eklemlendiği ya da bütünleşmeye çalıştığı uluslar- arası sermayelerin belirlemeleri dolayında gerçekleşmekte. Böyle bir süreç için az sayıda ama sermayenin toplam döngüsü üzerinde önemli ölçüde kontrol yeteneği olan sermaye grubu için uluslararasılaşma süreci, uluslararası düzeyde devam eden güç ilişkilerinin belirlediği stratejilere genellikle uygun davranmak zorundadır. Bu, özellikle dünya ekonomisinin uzun dönemli bir depresif sürece girdiği ve kapitalistler arasındaki iyi zamanlardaki dostlar arası rekabetin, kardeş katline şeklinde bir rekabete dönüştüğü zamanlarda daha bir belirleyici olacaktır. Kriz ve krizin yoksulluğa yol açtığı ve dahası kapitalistlerin ayakta kalma mücadelesi verdiği dönemlerde devletin yeni kaynak yaratmanın maliyetlerini topluma yayması, ama sermaye kesimine dokunmaması/dokunamaması neredeyse evrensel bir eğilimdir. Sorunun sermaye birikimi ve sermaye birikiminin genel eğilimleriyle analiz edilmesi; devlet, IMF ve bir araç olarak bütçenin Türkiye kapitalizmi gerçeğinde analiz edilmesine olanak sağlayacaktır.

NE PİYASA NE DEVLET

May 25, 2006

Türkiye ve Dünya 'da kendisini "sol" da tanımlayanlara, mevcut sorunların ortaya konulmasında ve bunların arkasında yatan nedenlerin tartışılmasında; olanak, fırsat ve tehditlerin toplumun geniş kesimlerine sunulmasında sorumluluklar düştüğü bir gerçektir. Yaşam koşullarının hızla kötüleştiği, insani değerlerin aşındırıldığı bir dönemde, bir sistem olarak kapitalizmi anlamaya çalışan, sorgulayan, ve aşmayı amaçlayan görüşlere katkıda bulunmaya dönük çabalar, söz konusu sorumluluğun gereğidir.
Bu çerçevede, sorgulama, anlama ve aşmaya dönük çabanın kritik noktası soruları doğru formüle edebilmektir. Yanlış sorulara verilecek "doğru" cevaplar ancak anlamayı zorlaştırırlar. Bu durum, Türkiye solunda yaygın bir sorun alanı olarak, geçmişten bugüne varlığını korumaktadır. Politik Ekonomi Çalışma Grubu bu noktadan hareketle kendi perspektifinden "doğru" bulduğu sorular ve sorunları tartışmak ve çözüme yönelik önerilerini, ilgili tüm taraflarla paylaşmak üzere oluşturulmuştur. Read the rest of this entry »

“Biz Latin Amerikalıların şarlatan, serseri, baş belası, ateşli ve şamatacı gibi sinir bozucu ünümüz var; neden bilmem. Bize, piyasa kuralı olarak, fiyatın değere eşit olduğunu öğrettiler ve biliyoruz ki bize pek rağbet yok… Beş yüzyıldır birbirimizden nefret etmeyi ve kendi kaybımız için canımızı dişimize katarak çalışmayı öğreniyoruz ve şimdi de öyleyiz, ama hala yürürken gözleri açık düş görme saplantımızı, her şeyle çarpışma hastalığımızı ve hiçbir açıklaması olmayan yeniden dünyaya gelme eğilimimizi düzeltemedik”
(E.Galeano, Tepetaklak, Latin Amerikalılar).

Latin Amerika’da güzel şeyler oluyor, bir doğum sancısı, Galeano’nun ifadesi ile yeniden dünyaya gelme çabası içinde. Bu yeniden dünyaya gelme sancısını Venezüella’ya gerçekleştirdiğim bir gezide insanların yaşama isteği ile yaşamlarını ellerinden alan her şeyi değiştirme enerjisinin eş zamanlı olarak yüzlerine yansımalarını görme şansım oldu. Değiştirme isteği neşeli bir kararlılığa dönüşmüş. Kıtanın dört bir yanında ayakta kalma mücadelesi veren kitleler, tepkilerini, enerjilerini açığa çıkarmaya başladılar. Köylüler, yoksullar, işsizler, işçiler, öğrenciler yaşadıkları toplumun tarihsel / toplumsal pratiklerine bağlı olarak farklı biçimlerde “yaşama haklarını” talep etmeye başladılar. Venezüella’da Barrios’lardan inen kent işsiz ve yoksulları kentlerin merkez ve ayrıcalıklı bölgelerine inerken (1988 Caracazo eylemliliği başta olmak üzere), Arjantin’de işsizler (piqueteros), işi olup da geçinemeyenler ana yolları, sokakları kapatmaya yöneldiler. Bolivya’da suyun özelleştirilmesine karşı, Peru’da elektriğin özelleştirilmesine karşı çatışmalara girdiler. Brezilya’da Cardoso’nun neo-liberal kalkınma programı insanların canına tak etti ve özellikle topraksız köylüler seslerini tüm dünyaya duyurabildiler (Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem-Terra- MST). Read the rest of this entry »

Fransa’da gençlerin son iş yasasına karşı direnişinin de bize daha gözle görünür kıldığı bir durum var. Bu sermayenin “gençlerin istihdama katılımını sağlama, işsizliği düşürme” manipülasyonuyla yürüttüğü bir süreç. Sonucunda da esnek ve güvencesiz çalışma dayatılıyor. Benzeri bizim ülkemizde de, mühendislik yasasıyla, KPSS sınavında rekabetle farklı biçimlerde yaşanan bu süreçte sermaye saldırısının genç kesime ve özelde eğitime yönelik kısmını nasıl değerlendirmek gerekir? Ayrıca gençliğin ve özel olarak öğrencilerin üniversite mezunlarının günümüz kapitalizminin bu yapılanması ve emekçi sınıf içindeki yeri nedir? Read the rest of this entry »